Kıtaların Aşkı – İstanbul

Marmara DeniziBoğaziçi ve Haliç tarafından çevrelenen yarımadada bulunan İstanbul’un Tarihi Alanları UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 1985 yılında alınmıştır.

Dünyada iki kıta üzerine kurulu tek şehir olan İstanbul’un Dünya Miras Listesi’nde yer alan tarihi alanları Sultanahmet Arkeolojik Parkı, Süleymaniye Koruma Alanı, Zeyrek Koruma Alanı ile Kara Surları Koruma Alanı olmak üzere dört ana bölgeyle temsil edilmektedir. Bu alanlar sahip oldukları kültür varlıklarının dönemi ve niteliği açısından farklılıklar göstererek, İstanbul’un kent tarihini gözler önüne sermektedir. 

Ayasofya

MÖ 6500’lerden itibaren yerleşim gören İstanbul Doğu Roma ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapmıştır. 1600 yılı aşan bir süre boyunca yüz yirmiden fazla imparator ve padişah burada hüküm sürmüştür.

İstanbul’un en önemli tarihi eserlerinden olan Ayasofya MS 532-537 yılları arasında inşa edilmiştir. Bugün cami olarak insanlığın ortak kültürüne hizmet eden yapı, dünyanın en eski anıtsal mabetlerinden biridir.

Sultanahmet Camisi

Ayasofya’nın tam karşısında bulunan Sultanahmet Camisi kubbeleri, altı minaresi ve mimarisi ile kentteki en görkemli yapılardandır ve cami İznik çinileriyle süslüdür.

Sultanahmet Meydanı

Sultanahmet Meydanı, İstanbul’un en özel, en tarihi ve en çok ziyaret edilen meydanlarından biridir. Meydanda Roma, Bizans ve Osmanlı dönemine ait pek çok tarihi eser bulunmaktadır. Burası Bizans döneminin hipodromu olarak bilinmektedir ve meydanda atlı yarışların ve mızrak dövüşlerinin gerçekleştirildiği belirtilmektedir.

Topkapı, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Yerebatan Sarnıcı, Gülhane Parkı gibi pek çok önemli noktanın bulunması bu meydanı İstanbul gezisi için merkeze almayı şart kılmaktadır.

Topkapı Sarayı

Yaklaşık 380 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim, eğitim ve sanat merkezi olan Topkapı Sarayı, günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.

Mimarisi ve saraydan intikal eden koleksiyonları ile dünyanın en önemli saray müzelerinden biri olan Topkapı Sarayı Müzesi, pek çok ünik eseri barındırmaktadır.

Yerebatan Sarnıcı

MS 542 yılında I. Justinyen tarafından “Büyük Saray”ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılan Yerebatan Sarnıcı, Arkeolojik Park içerisinde yer almaktadır. Sarnıcın içerisinde Yunan mitolojisinde kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahip olduğu kabul edilen Medusa başı ziyaretçilerden büyük ilgi görmektedir.

Süleymaniye Camii

Özel bir bölgeye adını veren Süleymaniye Camisi ve Külliyesi Mimar Sinan’ın baş eserlerinden birisi olup 1550-1557 yılları arasında yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle inşa edilmiştir. Camiinin inşası için ülkenin pek çok farklı noktasından malzemeler getirtilmiştir. Tarihçilere göre cami inşaatında 3.500’ün üzerinde işçi çalışmıştır. Burası sadece bir cami değil, 15 bölümden bir külliyedir ve türbelerden medreseye pek çok bölümden oluşmaktadır. Caminin akustiği ise “kusursuz” olarak nitelendirilmektedir.

Camide bulunan dört minare Kanuni’nin İstanbul’un fethinin ardından tahta geçmiş olan 4 ve on şerefe ise Osmanlı Devleti’ndeki tahta geçen 10. padişahı olmasını simgelemektedir. Camiye imam seçilirken iki dil bilme ve sosyal bilimlerle ilgili eğitim almış olma şartının konması ise Osmanlı’nın ve Mimar Sinan’ın bu camiye ne kadar önem verdiğini bizlere göstermektedir.

Ortaköy Camii (Büyük Mecidiye Camii)

Ortaköy’e gelenlerin mutlaka ziyaret ettiği Ortaköy ya da Büyük Mecidiye Camii, boğaza nazır manzarası ile dikkat çekiyor. Nigoğos Balyan tarafından tasarlanan caminin tasarımında Barok ve Rokoko unsurları dikkat çekmektedir ve caminin yapımı 1856 yılına uzanmaktadır. Cami inşaatına Sultan Abdülmecid’in emriyle başlanmıştır. Cami, çeşitli dönemlere güçlendirme ve restorasyon çalışmalarıyla günümüzdeki halini korumayı başarmıştır.

Eyüp Sultan Camii

İstanbul’un fethinin ardından 1458 yılında inşa edilen Eyüp Sultan Camii, İstanbul’da Osmanlıların inşa ettiği ilk cami olma özelliğini taşımaktadır. Camii, Eyüp ilçesinde Haliç körfezi yakınlarında inşa edilmiştir.

İstanbul’da Osmanlıya ait ilk cami olması ve Hz. Muhammed (SAV)’in yakın arkadaşı Ebu Ayyub el-Ansari’nin türbesinin bulunması nedeniyle mutlaka ziyaret edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Fatih Camii ve Külliyesi

Fatih Camii, fethin ardından 10 yıl sonra yapılmıştır. İnşası 7 yıl süren cami, 1470 senesinde tamamlanmıştır. İlk cami 1766 yılında gerçekleşen bir depremle yıkılınca 1771 yılında yeniden inşa edilmiştir ve günümüze ulaşan cami de ikinci inşa edilen camidir. Cami, adını yapılmasını emreden II. Mehmed’den almıştır. Cami, harap bir halde bulunan MS 4. yüzyıldan kalma Kutsal Havariler Kilisesi’nin yerine inşa edilmiştir. Bu kilise Hristiyanlar için İstanbul’daki en önemli duraklardan biri olma özelliğine sahipti.

Fatih Camii’nin avlusu, en büyük cami avlularından biridir. Bu nedenle halk ve devlet için önemli olan kişilerin cenaze törenleri genellikle bu camide yapılmaktadır.

II. Mehmed’in ve karısının mezarlarının da bulunduğu külliye, gerçek manada bir tarihi bünyesinde barındırıyor.

Dolmabahçe Sarayı

Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan ve yapımı 1856 yılına dek süren Dolmabahçe Sarayı; 1984 yılından bu yana müze olarak da gezilebiliyor. Sarayın toplam alanı ise 110.000 metrekare. Saray toplamda 6 padişaha ev sahipliği yapmıştır.

Dolmabahçe Sarayı devlet işlerinin yürütüldüğü Mâbeyn-i Hümâyûn (Selamlık), padişah ve ailesinin yaşam alanı olan Muâyede Salonu (Tören Salonu) ve önemli törenlerin gerçekleştirildiği Harem-i Hümâyûn bölümlerinden oluşmaktadır. Sarayda birçok şeyin simetrik olarak yerleştirilmiş olması da dikkat çeken özelliklerden biri.

Yıldız Sarayı

III. Selim tarafından, annesi Mihrişah Sultan için inşa ettirilen Yıldız Sarayı’nın tarihi 18. yüzyıla kadar dayanıyor. Yıldız Sarayı, mimari açıdan Topkapı Sarayı ile benzerlik göstermektedir. Osmanlı’nın yönetim merkezlerinden biri olarak kullanılan sarayın ilk misafiri ise II. Abdülhamid olmuştur ve kendisinin tahttan indirildiği 31 Mart olaylarında ne yazık ki saray büyük zarar görmüştür. Saray, 1994 yılından bu yana müze olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Saray müzetiyatro ve sahne sanatları müzesi şeklinde 3 bölümden oluşmaktadır.

Çevresinde, av sahası olarak kullanılan geniş bir koruluk alan barındıran saray; özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde şahit olduğu önemli olaylar nedeniyle de dikkat çekici. Mimari olarak, buranın geleneksel saray anlayışından farklı olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. İstanbul’un tarihi yerleri arasında, mutlaka görülmesi gereken bu tarihi mekan Beşiktaş ilçe merkezinde, Serencebey Yokuşu üzerinde yer alıyor.

Beylerbeyi Sarayı

Beylerbeyi Sarayı, Hagop ve Sarkis Balyan isimli mimarlar tarafından tasarlanarak 1865 senesinde tamamlanmıştır. Neo-Barok stille 24 oda, 6 salon ve bir Türk hamamına sahip olarak inşa edilmiştir ve Osmanlı sultanları için yazlık saray olarak kullanılmıştır.

Sarayın geniş bir havuza sahip alt kattaki salonu serinlemek için kullanılmaktaydı. Sarayın dört bir yanında ise deniz temalı süslemeler bulunmaktadır. Merkeze konumlanmış bükümlü bir merdivenle çıkılan sarayın sahip olduğu manzara ise enfes.

Saraydaki bazı mobilyalar, 1918 yılından ölümüne kadar burada hapsedilmiş olan Sultan II. Abdülhamid tarafından işlenmiştir. Sarayla ilgili bir diğer ilgi çekici bilgi ise Fransız İmparatoriçesi Eugenie, burada kaldığı sırada sarayın pencerelerinden çok etkilenmiş ve Paris’teki Tuileries Sarayı için de aynı pencere modelinin kullanılmasını istemiştir.

Çırağan Sarayı

Farsça meşale anlamına gelen “cerag” kelimesinden ismini alan Çırağan Sarayı, Osmanlı döneminde meşaleler yakılarak gerçekleştirilen eğlenceler nedeniyle bu isimle anılmıştır. Sarayın yerinde ilk olarak 1800’lerin başında inşa edilmiş olan ahşap bir yapı bulunmaktaydı. Ahşap bina yıkıldıktan sonra hem iç tasarımı hem de dış tasarımı ile etkileyici görünüme sahip bir saray inşa edilmiştir. Sarayın yapımında mermer kullanılmıştır ve 80.000 metrekarelik bir alanda inşa edilmiştir. Saray boğaz kıyısında 750 metre boyunca uzanmaktadır.

Abdülaziz’in 29 sene ailesiyle hapsedildiği saray, 1908 senesinde meclis binası olarak değerlendirilmiştir. 1910 senesinde çıkan bir yangınla saray yok olmuştur. 1990 senesinde gerçekleştirilen onarım çalışmaları neticesinde saray, büyük organizasyonların ve düğünlerin gerçekleştirildiği bir otel olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Tekfur Sarayı

Tekfur Sarayı’nın kim tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemektedir ve 12. yüzyıldan bu yana kullanıldığı tahmin edilmektedir. İstanbul’un fethi esnasında ilk ele geçirilen imparatorluk binası olma özelliğini taşımaktadır. Kaşıkçı Elması’nın bulunduğu yer olması nedeniyle tarihsel açıdan çok önemli bir yere sahiptir. Saray, Blakhernai Sarayı olarak da bilinmektedir.

Bir harabe ve çöplüğe dönüşmüş olan saray, 1955 senesinde başlanan restorasyon çalışmaları ile hayata döndürülmüştür. Son olarak Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarında sarayın uçmuş olan çatısı da onarılmıştır ve Çini Müzesi olarak 2019 yılından itibaren ziyarete açılmıştır.

Mısır Çarşısı

1664 yılında kurulan Mısır Çarşısı, Osmanlı’daki ticari anlayışın günümüze yansıması olarak hala varlığını sürdürmektedir. Burası geçmişte, bütün dünyadan ürünlerin alıcısıyla buluştuğu muazzam bir alışveriş merkezi konumunda bulunmaktaydı. Çarşı, Sultan III. Murad’ın annesi Safiye Sultan tarafından Yeni Camii’nin avlusuna yaptırılmıştır. Yapım amacı ise ilk olarak camiye gelir elde etmekmiş. Çarşının mimarları ise Davut ve Mustafa Ağa’dır. İlk olarak Valide Çarşısı olarak anılan çarşı, “L” planında tasarlanmış ve iki çarşının birleşiminden oluşmuştur. Daha sonraları özellikle Mısır’dan getirilen ürünlerin satılması nedeniyle güncel ismini almıştır. Özellikle baharatların satıldığı bir pazar olan Mısır Çarşısı, günümüzde de bu özelliğini korumaktadır. Çarşıya toplamda 6 kapıdan giriş sağlanmaktadır.

1688 ve 1691 yıllarında çıkan yangınlarda çarşı büyük hasar görmüştür. 1941 yılında ise yol çalışmaları nedeniyle Yeni Cami ile Mısır Çarşısı birbirinden ayrılmak zorunda kalmıştır. 1940-1943 yılları arasında ise çarşı, kapsamlı yenileme çalışmaları ile günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.

Kapalıçarşı

İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmed tarafından 1461 senesinde Kapalıçarşı’nın temelleri atılmıştır. 45.000 metrekarelik alanda kurulu çarşı bugün 3.600 dükkan ile misafirlerini ağırlamaktadır. Çarşının toplamda 22 girişi bulunmaktadır. Halı, kilim, hediyelik eşya, baharat, ziynet eşyası ve daha pek çok farklı ürünü Kapalıçarşı’da bulmanız mümkündür.

Osmanlı’nın gücünün simgesi olan Kapalıçarşı, otantik ortamlarda alışveriş yapmak isteyenler için keyifli bir tarihi nokta ve dünyanın en büyük kapalı pazarlarından biri olması nedeniyle İstanbul’da görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Hidiv Kasrı

Abbas Hilmi Paşa tarafından yaptırılan kasrın 1 kulesi bulunmaktadır ve kule içinde Osmanlı’nın ilk asansörü olduğu ifade edilmektedir. Bu kule Art-Nouveavu tarzında tasarlanmıştır. Kulenin manzarası ise muhteşem İstanbul Boğazı’na hakimdir. 1907 yılında inşa edilen kasrın mimarı ise İtalyan Delfo Seminati’dir. Kasır, 270 dönümlük arazi üzerinde inşa edilmiştir.

Koşu parkuru ve muhteşem manzarası ile dikkat çeken Hidiv Kasrı, keyifli bir kahvaltı yapmak ve sevdiklerinizle güzel vakit geçirmek, doğa ile iç içe yürüyüş yapmak için uğranabilecek tarihi yerler arasında bulunuyor.

Ihlamur Kasırları

Kasırların olduğu yer, 18. yüzyılda Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olduğu için “Hacı Hüseyin Ağa Bağları” olarak bilinmekteydi. Burası, Sultan III. Ahmet tarafından “Hasbahçe” olarak düzenlenmiştir. 19. yüzyılın ortasında Sultan Abdülmecid burada kasırların yapılmasını istemiş ve inşasına başlanmıştır. Merasim ve Maiyet Köşkü olmak üzere iki binadan oluşmaktadır. Bunlardan Merasim Köşkü ana bina olarak kabul edilmektedir. Günümüzde Merasim Köşkü bir müze, Maiyet Köşkü ise bir cafe-restaurant olarak hizmet vermektedir.

Maslak Kasırları

Galata Kulesi

Kule, 528 yılında inşa edilmiştir. Kulenin inşasının Bizans İmparatorlarından Anastasius Oilosuz tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir. Yapı ilk olarak ahşaptan yapılmıştır ve denizcilere yol göstermek amacıyla inşa edilmiştir. Yaklaşık 700 yıl boyuna ahşap yapısına rağmen ayakta kalmayı başaran yapı, 1204 senesinde çıkan yangınla hasar görmüş, 1348 senesinde Cenevizliler tarafından taştan yeniden inşa edilmiştir.

Kule, Osmanlı döneminde rasathane, hapishane gibi farklı amaçlarla da kullanılmıştır ancak en yoğun olarak yangın gözlem kulesi olarak hizmet vermiştir. Galata Kulesi aynı zamanda, Hezarfen Ahmet Çelebi’nin kanat takarak kendisini boşluğa bıraktığı ve ilk uçuş deneyimini gerçekleştirdiği yer.Kule, günümüzde İstanbul’un en gözde turistik noktalarından biridir ve her yıl yüzbinlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

İstanbul’un Tarihi Alanları’nın önemli parçası olan, Zeyrek ve Süleymaniye Koruma Alanları’nda bulunan yüzlerce konak, ahşap ev ve kamusal yapı günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır.

Tarihi Yarımada’nın batı sınırında, kuzey güney doğrultusunda Haliç’ten Marmara Denizi’ne kadar uzanan Kara Surları Antik Dönem’in büyük projelerinden biri olup; V. yüzyıl başlarında II. Theodosius zamanında yapımına başlanmıştır. Kara Surları boyutları, tasarımları, yapım teknikleri ve malzemeleriyle üstün nitelik taşımaktadır.

Tarihi ve doğal güzellikleri ile pek çok sanatçıya ilham kaynağı olan İstanbul’a dair sayısız şiir yazılmış ve şarkılar bestelenmiştir. Dünya Miras Alanı dışında yer alan saraylar, camiler, tarihi Kapalı Çarşı ile Dünya Miras Geçici Listemizde yer alan Cenevizlilerden kalma Galata Kulesi de İstanbul’da görülmesi gereken önemli kültürel varlıklardır.

Bir cevap yazın