Kızılelma Nedir, Kızılelma Neresidir?

Kızılelma’nın tanımı üzerine birçok tarif bulunmakla birlikte genel olarak kabul edilen tanıma göre “erişilmesi istenen ülkü ve elde edilmesi amaçlanan muhayyel yer” anlamlarında kullanılmaktadır. Larousse’dan aktarılana göre de “Nerede olduğu ya da olacağı belirtilmeyerek yeryüzündeki bütün Türklerin birleşip kuracakları ideal ülke veya bütün Türklerin bir araya toplanması ülküsü” şeklinde tanımlanmıştır. İsmail Çetin ise Kızılelma için “bir altın küre ile sembolize edilip bazen bir zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen topraklar” tanımını kullanmıştır.

Kızılelma’dan bahseden, hikâyelerini ilk aktaran ve bunları yazılı bir hale dönüştürenler Evliya Çelebi ve Peçevi İbrahim Efendi olmuştur. Tarihimiz için önemli bir yere sahip bu iki müellif kaleme aldıkları metinlerde Kızılelma terimini kullanmışlardır. Söz konusu metinlerde Kızılelma’nın bir sepet içinde gökyüzünden ilahi bir güç tarafından bazı şehirlere isabet edecek şekilde savrulduğu tasvir edilmiştir.

İsmail Hami Danişmend’in aktardığına göre bu şehirler:

a. Engerus / Ungarus Kızıl-Elması: Budin,
b. İkinci Engerus Kızıl-Elması: İstoni Belgrad = Szekesfehervar / Sthulweissenburg,
c. Orta Macar Kızıl-Elması: Usturgon = Ezstergon / Gran,
d. Küçük Macar Kızıl-Elması yahut Alaman Kızıl-Elması veya Beç Kızıl-Elması: Viyana,
e. Rim-Papa Kızıl-Elması: Roma.

Danişmend, Evliya Çelebi’nin Kızılelmaların beşinden bahsettiğini lakin altıncısı olan Prusya’daki Cologne = Kolonya şehrini ihmal ettiğini buna da dayanak olarak Peçevi’nin eserini göstermektedir.

Kızılelma ortaya Türk düşüncesi olarak mı çıktı yoksa Türklerin dışında başka medeniyetler bu sembolizmi kullanmışlar mıdır? Eğer farklı toplumlarda Kızılelma’yı kullanmışlarsa ne sebeple kullanmışladır? ya da Kızılelma bir hakimiyetin sembolü müdür? Araştırmamızda bu sorulara cevaplar bulunmaya çalışılmıştır.

Farklı Toplumlarda Kızılelma Temsiliyeti

Türklerin dışında diğer medeniyetlerde Kızılelma figürünü andıran sembolizmi kullandıkları görülmektedir. Bunun ilk örneği bir yunan mitolojisinde
tasvir edilmiştir. Mitolojiye göre Kaz Dağı’nda Afrodit, Hera ve Athena arasında bir güzellik yarışması yapılmıştır. Tanrılar bir düğün için toplandıklarında bu düğüne davet edilmeyen Eris düğün eğlencesini bozmak için adı geçen tanrıçaların bulundukları yere birer altın elma atar. Bu altın elmaların üzerinde “en güzeline” yazılı olduğu ve bu yazıyı gören üç tanrıça arasında bir tartışmanın başladığı anlatılmaktadır. Tanrıların tanrısı olarak simgelenen Zeus bu tartışmaya son vermek amacıyla en güzeli seçmesi için Paris’i görevlendirir. Paris bu üç tanrıçadan en güzelinin Afrodit olduğunu söyleyerek altın elmayı ona verir.

Dünya tarihinde “Golden Apple” olarak bilinen tabirin buradan ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
Altın Elma, çeşitli milletlerin hikâyelerinde veya masallarında rastlanan bir unsurdur. Hikâye ve masalların temalarında çalınan elmalar Herkül gibi kahramanlarca geri getirilmektedir. İskandinav mitolojilerinde ölümsüzlüğün kaynağı ve İrlanda mitolojilerinde ise öteki dünyada elma dalının bir parçası olarak betimlenmiştir.

Kutsal kitaplarda elma temsiliyetine rastlanılmaktadır. Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim’de Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yedikleri yasak meyveden bahsedilmektedir. Kutsal kitaplarda yasak olan meyvenin net olarak elma olduğu belirtilmemektedir. Ancak İslam toplumunda geçmişten günümüze kadar gelen inanca göre bu meyvenin elma olduğu ileri sürülmektedir. Ayetlerde yer alan elma figürüne bilgi, ölümsüzlük ve günahın sembolü anlamlarını da yüklemek mümkündür.
Elma, Avrasya kültürleri içerisinde ise sevgi, cinsellik, doğurganlık ve yaşam, bilgi ve karar, zenginlik sembolü olarak rol oynar. Elma ölüm ile yaşamı kendi içinde taşıyan bir sembol halini gelmiştir.

Kızılelma veya Golden Apple bazı Avrupa imparatorluklarında özellikle de Bizans imparatorluğunda saray ve kiliselerin tepesinde üzerine bir haç yerleştirilerek temsil edildiği görülmektedir. Batı kaynaklarında elma ve asâ birlikte hükümdarlık alâmeti olarak kullanıldığı belirtilen Kızılelma, bazı araştırmacılara göre İtalya’da Roma şehri bazılarına göre de Roma’da Saint Pierre Kilisesi’nin üzerinde bulunan ve denizden bile görülebilen altın yaldızlı küre ya da kilisenin kırmızı bakırla kaplanmış kubbesidir.
Bizans İmparatoru 1. Justinyen’den itibaren Bizans paralarının üzerinde de bu figürlere rastlamak mümkündür. Paraların üzerinde bir imparator elinde bir küre veya elmayı tutar bir biçimde resmedilmiştir.
“Bizans döneminde Ayasofya’nın önünde dikili bir sütun üstünde at üzerindeki lustinianos heykelinin elinde altından bir küre bulunmaktaydı. Bu şekilde bütün dünyayı hâkimiyeti altında tuttuğuna inanılan imparatorun elindeki kürenin (kızılelma) yere düşmesi, Bizans da dahil birçok ülkenin Türkler tarafından zaptedileceğine ve imparatorluğun çöküşüne işaret sayılmıştı. Ayrıca burada yer alan bir kitâbede, ‘Bu top benim elimde durduğu sürece dünyaya sahibim’ sözlerinin yazılı bulunduğu; lustinianos’un, ‘Beni yıkacak kimse buradan geçecektir’ dediği de rivayet edilmektedir.”

Bizans İmparatorluğu’nda gücün simgesi olarak tasvir edilen bu heykelle ilgili birçok anlatı bulunmaktadır. İslam coğrafyacıları bu heykelin sağ eli havada olduğundan insanları İstanbul’a davet ettiğini, sol elinde ise bir kürenin bulunması şehrin düşmanlarca istilasını engelleyecek bir tılsımın olduğunu ileri sürmektedir. Hristiyan kaynakları ise kürenin dünyayı temsil ettiği sağ elin de Kudüs’ü işaret ettiğini dile getirmektedir.

Roderic H. Davison, E.J. Wilkinxon Gibb veya Stefanos Yerasimos gibi Osmanlı araştırmacılarına göre Kızılelma temsiliyeti erken Bizans’ta doğmuştur. Carl Brockelmann ve Martin Hartmann, Kızılelma’nın menşeinin Hesperides’in altın elmalarından geldiğini ve bunda da Batı dünyasının ideal ülkelerinden birinin tasavvur edildiğini ileri sürerken August Fischer bunu cihan hâkimiyetinin bir sembolü olarak göstermektedir. Bir kısım araştırmacılar ise Kızılelma’nın Doğu ülkelerinde de hükümdarlık alâmeti sayıldığını gösteren çeşitli tarihi kayıtlar üzerinde durmaktadır.

Osmanlıdan Önce Türklerde Kızılelma

Bazı araştırmacılar için de Kızılelma ilk olarak Orta Asya’da Türklerin arasında doğan bu ülkü, Ergenekon destanında Ergenekon’dan dışarı çıkarak eski yurtlarını yeniden ele geçirme anlayışı olarak görülmektedir. Bu anlayışla Oğuzlar için Kızılelma, hangi yöne gidilirse gidilsin hedefleri ve kazandıkları zaferleri temsil eden bir simge haline gelmiştir.

Türkler tarafından en yoğun biçimde kullanılan renkler al ve kızıl olmuştur. Bu renkler Türklerin kumaş ve dokumalarında ilk tercih edilen renk olmasıyla birlikte Orta Asya’dan Anadolu ve Balkanlar’a göç eden Türkmen toplulukların kendi boylarını göstermek amacıyla başlarına sardıkları başlıklarda kullanılmıştır.

Eskiden Türkler Altaylardaki Kızılelma’ları mukaddes olarak görüp onların şerefine bayramların düzenlendiği aktarılmıştır. Bazı kaynaklarda Ağaç Bayramı olarak geçen Kızılelma Bayramı kışın en soğuk olduğu zamanda, Aralık’ta kutlanırdı. Aralık’ta en uzun gecenin yaşandığı ve ardından gündüzün geceyi yendiği gün olarak görülmesiyle 25 Aralık Kızılelma Bayramı’nın kutlandığı gün olmuştur. Kızılelma Bayramı gecesinden sabaha kadar dallarında kızıl elma döşeli ağacın etrafında sabaha kadar “inderbay” adı verilen halk oyunu oynayarak güneşi geri dönmeye çağırarak en özel dileklerini bu gecede dilerlerdi.

Kızılelma Doğu Anadolu ve Azerbaycanlı Türkler arasında önemli bir inanışın içinde varlığından söz ettirmektedir. “Doğu-Anadolu ile Azerbaycanlı Türkler arasındaki yaygın inanışlara göre: Dağıstan kuzeyindeki eski Hazar Türkleri başkentinde Miladi 920 yılında Ibn-Fadlan’ın da görüp anlattığı kağanın ipek atağının tepesindeki “Altın Top”un bulunduğu yer, Kafkasların güneyinde ve Önasya’daki Türkler’in fetih ülküsü olarak “Kızıl-alma” (Altın-Elma/Top) adıyla sembolleştirilmiştir. XVIII. yüzyılda yazılan “Dağıstan Akvamı” hakkındaki risalede de, Şamkhallar’ın gerçekten Kumuk ile Avar hâkimi olarak Dağıstan’a hükmedebilmeleri için, tahta çıkmadan önce, Şinid adlı köydeki “Kızıl-Alma” denilen kutlu Altın-Top’un törenini yapma mecburiyetinin bildirilmesi de, burada köklü ve kutlu bir Kızıl-alma geleneğinin yaşadığını bildirmekte.”

Elma simgesinin tarihi aslında çok eskilere Hz. Adem ve Hz. Havva’ya kadar dayanmaktadır. Kutsal kitaplarda Adem ve Havva’nın kovulma hikayesinde geçen yasaklı elmayı yeme olayındaki ağacın Hayat Ağacı olarak geçtiği söylenmektedir. Buradaki hayat ağacının Kızılelma ile bağlarının olduğu birçok araştırmacı tarafından dile getirilmiştir.
Gökyay’ın Emel Esin’den aktardığına göre:
“Sayın Emel Esin Hanım’ın bana aktardığına göre dünyanın ortasında bir dağ var; bu dağın üzerinde bir elma ağacı var, adı Jambu; bu, Türkçe elma demektir. Bu elmaya sahip olmak için dünyanın dört bir tarafından hükümdarlar geliyor; kuzeyden Türkler geliyorlar. Bu elmaya sahip olan dünyaya sahip olacaktır. Büyük hükümdarların, mabutların vücutlarında bu elmayı gösteren işaretler vardır. Bu suretle elma dünya hâkimiyetinin sembolü oluyor.”

Emel hanımın dile getirdiği sözler hayat ağacı ve Kızılelma temsiliyetini destekler niteliktedir. Elma, dünya tarihine egemen olan medeniyetler gibi Türkler için de kutsallık ve hâkimiyet sembolü olmuştur.
Hayat ağacının dalında bulunan yuvarlaklar güneş, ay ve yıldızı sembolize ederken Osmanlı kültürüne geçerken bu sembollerin “Kızılelma” olarak tercüme edildiği aktarılmıştır.

Osmanlı Döneminde Kızılelma

Osmanlı üzerine çalışmaları olan bir dizi araştırmacılar Kızılelma’nın ilk temel dayanağını Osman Bey’in gördüğü rüyaya dayandırırlar. Osman Bey’in rüyasındaki ağaç ile hayat ağacı arasında bir bağlantı kurmak mümkündür. Rüyadaki ağaç Osman Gazi’nin göğsünden çıkarak gölgesi dünyayı sarar, gölgesinin altında dağlar bulunur ve bu dağlardan sular çıkar.

Osmanlı İmparatorluğu’nda hâkimiyetin alâmeti olarak kabul edilen Kızılelma, sultanların minyatürlerine yansımıştır. Topkapı Sarayı Müzesi’nde
yer alan söz konusu on iki minyatürün ilkinde Osman Gazi elinde bir Kızılelma tutmaktadır. Sırayla portrelerde Sultan Orhan sağ elinde bir altın küre
(Kızılelma) ve I. Murat sağ elinde mendil ile sol elinde altın bir küre tuttuğu görülmektedir. Sultan Yıldırım Bayezid’de babasının portresinde olduğu gibi
resmedilmiştir. I. Mehmed ise sol elini kaftanının cebine sokup sağ elinde altın küreyi (Kızılelma) taşımaktadır. II. Murat, Kanuni Sultan Süleyman sol eli dizinde sağ elinde altın bir küre, Fatih Sultan Mehmet ve II. Selim tam tersi bir duruşla resmedilmiştir. II. Bayezid elinde sadece bir kitap tutar şekilde temsil
edilirken Yavuz Sultan Selim her iki elinde altın bir küre tutar şekilde minyatüre edilmiştir. III. Murat ise elinde herhangi bir şey olmadan resmedilmiştir.26
Kızılelma, Fatih Sultan Mehmet’ten III. Selim’e kadar Türk ordusunun dilinden düşmemiş ve sürekli “Padişahım, biz senin uğrunda ta Kaf Dağı’nın
ötesine Kızılelma’ya dek varırız” sözünü tekrarlamışlardır.

Kızılelma sadece askeri kesimler arasında yaygın olmamış aynı zamanda halkın, ilim erbabının ve yabancıların dilinde de yer almıştır. Balkanların Osmanlılar tarafından fethedilmesinden bölgede seyahat ederek insanlara İslâm’ı tebliğ eden Sarı Saltuk’un “Saltıkname”sinde Kızılelma ile karşılaştığını anlatmaktadır:

“Şerîf, oradan Asfur’a döndü. Berberiyye’ye uğradılar. Yedi gün gittiler. Abadanlığa çıktılar. Orası; Üngürus, Alman ve Uyursivür tarafıdır. Büyük bir şehre rastladılar. Burada büyük bir kilise vardı. Kapısı kapatılmış. Altun bir top kubbesinde dururdu. Kızıl altından idi ve bir elmaya benziyordu. Şerif Saltık: Bu nedir, diye sordu. Onlar: Buna, Kızılelma derler, dediler.”

Saltıknamede Hz. Muhammed’in Sultan Murad-ı Hüdavendigar’a emri de şöyle anlatılmaktadır:
“En son Murad Han Gazi, İznik’de Resul hazretini rüyasında gördü:

  • Kalkın, Edirne şehrine gidin, ocağınızdır, gazilerin yeridir. Orası; Darü’n-nasr, beytü’l-feth ve arz-ı şerifdir. Oradan her nereye zafer fetih niyetiyle giderseniz hazır olur. Kuvvetlenirsiniz; batıyı, doğuyu, kuzeyi ve güneyi; bu dört köşe ova ve denizi oradan fethedersiniz. Adalet ile galip olup o yerleri alacaksınız. Oradan yürüyüp Kızılelma’yı da sizin nesliniz fethedecek. Âlem size boyun eğecek, dedi.”
    Murad Han’ın gördüğü rüyayla birlikte Kızılelma’ya bir kutsallık atfedildiği ve fethedilecek yerlerin Kızılelma olarak belirtilmesi cihan hâkimiyetine dini bir destek ekleme gayesi olabilir.
    Taşlıcalı Yahya Bey’in Kanuni’nin Viyana ve Almanya seferleri üzerine yazdığı kasidesinde Padişahın Kızılelma’nın peşinde olduğunu gösterir:
    Kıralun âli tuyıldı elem bahrine gark Kızılelma diyari ile iklim-i Alamani
  • Ömer Seyfettin’in “Kızılelma Neresi’’ hikâyesine de konu olan Kanuni anlatısında şunları anlatır:
    (İskender Paşa genç bir bostancıyı huzura soktu)
    — !…
    — Kızılelma neresi?
    — Atınızın gittiği yer… Padişahım!
    — Orası neresi?
    — Neresi olduğunu ancak padişahım bilir… Evet… Orası ne Hint, ne Sint, ne Çin, ne Maçin, ne Viyana, ne de Roma’ydı.
    Padişah huzurundakilere: Kızılelma benim gitmek istediğim yer, işte… Hakk’ın beni göndereceği yer.

Kızılelma hakkında bilgiler veren sadece Saltıkname olmamış onun yanında Evliya Çelebi’nin kaleme aldığı Seyahatnamesi’nde birçok bilgi yer almaktadır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Kızılelma birkaç yeri veya şehri ifade edecek şekilde pek çok defa kullanılmıştır. Seyahatnamede geçen yerlerin nereler olduğunu daha önce zikretmiştik. Kızılelma olarak anılan Budin’de bir Kızılelma Camii ve bir de Kızılelma sarayının var olduğu Seyahatname de geçmektedir. Evliya Çelebi eserinde buradan “Budin Kızılelma’sı” şeklinde söz etmektedir. Hatta eserinin bir başka yerinde Budin’den “Taht-ı Kızılelma” şeklinde bahseder. Yine Girit adasının fethi münasebetiyle adada bulunan düşman askerlerinin kaleye “Kızılelma Papazı bayrağı” diktiğini söyleyen Çelebi’de kavram bu sefer de Roma veya Vatikan olarak karşımıza çıkmaktadır.
Evliya Çelebi’nin de anlatımı üzerine Kızılelma’nın sürekli değişen hedefler olduğunu göstermektedir.

Bazı kaynakların Kızılelma tabiri yerine “diyâr-ı Üngürüs”ü kullandığı söylemektedir. Evliya Çelebi, Hayreti’nin, “Şâhım kızılelmayı ayva ile doldurdun”
mısrasıyla sona eren kıtasının Budin’de Kızılelma Sarayı diye meşhur binanın divanhânesinde celi hatla yazılı olduğunu söylerken Âşık Çelebi, sadece son
mısraını kaydettiği bu dörtlüğün Beç seferine tarih düşürüldüğünü belirtmektedir.

III. Selim’in kurduğu Nizâm-ı Cedid ordusuna karşı ayaklanan yeniçerilerin ağzından naklen Koca Sekbanbaşı’nın kaydettiği, “Hemen bize düşmanı göstersinler, dalkılıç olup düşman ordusuna dalarız, harap ederiz ve kralın tahtını tacını başına geçirip Kızılelma’ya dek gideriz” sözleri, bu sırada Kızılelma’nın eskisi gibi belirsiz bir ülke olduğunu göstermektedir. Kızılelma efsanesinin yeniçeriler arasında da yaygın olduğu tahmin edilmektedir.

Yeniçeriler arasındaki âşıklar şiirlerinde Kızılelma’yı sık sık kullanmıştır. Bunlardan biri de Âşık Mustafa olmuştur ve birkaç dörtlüğünde Kızılelma’yı
ele alır: “Dövüşe dövüşe Kızılelma’yı -İnşallah hünkârım alsa gerekdür- Donanma ederiz Kızılelma’da-Mesken tutup İslâm kalsa gerekdür” diyerek ifade ettiği
Kızılelma’nın şiirlere dahi girdiğini bize göstermektedir.

Osmanlı döneminden kalma arşiv belgeleri incelendiğinde yoğun bir şekilde Kızılelma’nın köylere, mevkilere, mahallelere ve karakollara isim olarak
verildiği görülmektedir:

  • Bursa’da Mustafa Kemalpaşa kazası – Kızılelma-yı Atik karyesi,
  • Trabzon’da Kızılelma mevkii ve Kızılelma karyesi,
  • Bulgaristan bölgesinde Kızılelma karakolu,
  • Sivas’ta Selami nahiyesi-Kızılelma mahallesi.

Hammer’in ünlü eserinde bir Kızılelma anlatısı bulunmaktadır. Bu anlatıda Sultan Süleyman yeniçeriler için yaptırdığı kışlaları ziyaret ederken bir
cemaatin önünde durur ve orada yeniçeriler sultana bir bardak şerbet takdim eder. Sultan bunun bir gelenek haline gelmesini emrederek kışlaları her ziyaret ettiğinde şerbeti içer ve içi altın dolu geri verir. Söz konusu bu ritüel, cülus törenlerinde bir adet yerini almıştı. Yine bir gün Sultan eski kışlanın önünden
geçerken şerbeti yeniçeri ağasından alır ve “Kızılelma’da görüşürüz” demiştir.

Hammer’de buna binaen Osmanlıların Roma’ya Kızılelma ismini verdiklerini dile getirmiştir.

Kızılelma XVI. yüzyıldan XIX. yüzyılın sonlarına kadar yaklaşık 400 yıl boyunca hikâye, masal ve menkıbeler sayesinde halk arasında sessiz bir şekilde
devam etmiştir. Osmanlı devleti çökmeye başladığı zaman şairler ve yazarlar aniden Kızılelma kavramından yeniden bahsetmeye başlamışlardır. Bu şairler
arasında en etkili olan Ziya Gökalp olmuştur.

Aslında Ziya Gökalp gibi şair ve yazarların birden ortaya çıkmasının sebebi Osmanlı’nın çökmeye başladığı dönemde Osmanlıcılık ve Ümmetçilik fikrinin devleti kurtaramadığı görülmüş bundan dolayı da devlet Türkçülük fikrine sarılmıştır.
Ziya Gökalp’in Kızılelma tanımlaması ise şöyledir:
Zemini mefkure, semâsı hayal
Bir gün gerçek, fakat şimdiki masal
Türk medeniyeti taklitsiz, safi
Doğmadıkça bu yurt kalacak hafi

Osmanlı Kızılelma’sı ondan önceki Türk toplulukların aksine soyut bir kavram olmak yerine somut bir kavram haline geldiği söylenebilir. İki Kızılelma mukayese edilirse Osmanlı’dan önceki Kızılelma’nın bir düşüncenin ürünü olduğu Osmanlı’da ise fethedilecek yerlere verilmiş bir kavram olmuştur.

Sonuç :

Kızılelma, Türklerin tarih sahnesine çıkmasından itibaren dünyaya hâkim olma ideallerinin, cihan hâkimiyeti mefkûrelerinin sembolü olmuştur. Bu
sembolün, Türk tarihinin hangi döneminde ortaya çıktığı konusu tartışmalı ise de, Osmanlılarla birlikte pek çok Türkçe metinde bu kavrama rastlanmaya
başlanır. Bu sebeple Kızılelma’nın hangi toplumda daha önce ortaya çıktığını söylemek güçtür.

Saltıkname’den Evliya Çelebi’ye, masallardan halk şairlerinin şiirlerine kadar kültürümüzün bir parçası haline gelen “Kızılelma”, modern dönemlere
gelindiğinde, Türk şair ve yazarlar tarafından, yeniden edebiyatın bir kavramı, bir sembolü olarak kullanılmaya başlanacaktır.

Kızılelma üzerine derinlemesine bir araştırma yapıldığında Avrupa kültüründe izlerine rastlamak mümkündür. Yunan mitolojilerine bile konu olan bu
sembolün izleri sadece medeniyet kuran toplumlarda değil ayrıca dünyanın büyük bölümüne egemen olan dinlerin kutsal kitaplarında da görülmektedir.
Kutsal kitaplarda elma figürüne bilgi, ölümsüzlük ve günahın sembolü, Avrasya kültürleri içerisinde ise sevgi, cinsellik, doğurganlık, yaşam, bilgi, karar
ve zenginliğin sembolü olarak rol oynamıştır.

Türklerin, Avrupalıların ve Osmanlı’nın Kızılelma konusunda ortak noktaları onu bir hâkimiyetin ve gücün sembolü olarak görmeleridir. Osmanlılardan önce Türklerde soyut bir düşüncenin ögesi olarak görülen Kızılelma Osmanlı’yla birlikte somut hale dönüşerek fethetmeyi amaçladıkları yerleri belirtmek için kullanılmıştır. Osmanlı bu düşünce sayesinde ordusuyla beraber muazzam büyüklükte sınırlara ulaşmıştır. Kızılelma, İslam’la birleşerek anlamını da Osmanlı devletinin fütuhat asırlarında ve Yeniçeri Ocağı’nda kazandı. Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasına kadar Kızılelma efsanesi askerlerin dirençlerini yükselten bir güç olmuştur.

Bir cevap yazın